Friday, November 21, 2008

Sut urunleri, dis fircalama, meyve vb...

Sut urunlerine dikkat edilecek, dondurma, yogurt ve benzerleri kesinlikle yenmeyecek. Disler icme suyuyla fircalanacak. Kabugu soyulabilir meyve yenilecek, su ile yikanan meyveler yenmeyecek. Acik satilan hicbir sey alinmayacak.

Eve donus yolumda yol kenarina iserken aklimdan gecenlerdi bunlar. Ucakta buraya gelirken ic hatlarda ikram edilen sudan ictigimde yasadigim tedirginligi hatirladim, guldum kendime.

Adapte olma hizi ile saglam bir kisiligin arasinda ters oranti olma olasiligi korkuttu bir anda...

Saturday, November 15, 2008

Faran on Air

Proud Mary

Aksam Faran'larla yemege cikiyoruz. Once evine ugradik. Atolyesinden bahsetmemistim. Evinin alt katinda bodrumunu calisma mekani yapmis. Eski radyolari, transistorleri, aletleri toplayip takiliyor arkadas. Ayni zamanda da calisiyor. Odanin ortasinda duran ufak alet 24"lik bir iMac. Imran ile vardigimda calisanlarindan biri daha ordaydi. Onlar bir seylerle ugrasirken, ben de bi kenara oturup islere devam edeyim diye laptopu actim. Arkada da ufaktan Pink Floyd caliyordu bende. Duyar duymaz Floyd'u imana geldi bizim Faran. Dur dur kapama dedi ve bi kenardan gitar cikardi.

Dogruya dogru pek iyi degildi, uzun zamandir da calismiyormus, ama Haydarabad'da bir bodrum katinda, canli canli Wish You Were Here dinlemek pek keyifli geldi. Money for Nothing derken, Romeo & Juliet'ten bir kisim calindi, arkasindan Us and Then mirildandi ve Proud Mary'de gaza geldi, sonraki caldigi bikac sarkiyi tanimadim, shine on you crazy diamond'i denerken de birakti. Imran coktan baymisti ama ben zevkten dort kose oldum.

Epey sonra geldi aklima kamerayi cikarmak, zaten pili de bitti pek cekemedim.

Bu arada 2 Aralikta Jethro Tull geliyormus Hyderabad'a. Istanbul'da burun kivirmistim ama eger o tarihte burada olursam kacirmam bu sefer herhalde.

Bir baska detay da calisani dedigim cocuk da -videoda bir ara gozukuyor siyah tshirt'lu, ilginc bir tip cikti. Her sene arkadaslariyla motorla Hindistan'i geziyormus, ayri ayri yerlerini. Genelde 1 ay gibi bi zamani bu ise ayiriyormus. Icim gitti haliyle.

Kim bilir belki bir gun diyorum simdilik...

Thursday, November 13, 2008

Vesikalik


Sirket icin vesikalik gerekti. Dikkatimi cekti hic fotografci gormemistim sagda solda. Neyse ogrendim, bi fotograf malzemeleri satan dukkana gittim. Vesikalik cektirmek istedigimi soyledim, nasil soyledim derseniz, "I need snaps" dedim, bilmiyorum buyuk britanyada da boyle mi denir ama burda boyle deniyor. Adam tabii buyrun dedi, ben nereye buyuracam diye bakarken, bi tabure cekti, oturdum. Arkama bi kiz gecip beyaz bir perde gibi bisi tuttu. Adam canonu aldi, sipsak.

Sunday, November 9, 2008

Turuncu

IMAX® keyfi ile James Bond

Burada inanilmaz bir sinema kulturu ve sevgisi var. Salonlar epey guzel. Eger hafta sonu gidilecekse kesinlikle hafta icinden yer ayirtmak gerekiyor. Hafta ici de epey kalabalik. Tek sorun filmlerin buyuk cogunlugunu bollywood yapimi olmasi. Buraya gelen yabanci filmler genelde ya cok populer, ya da takoz aksiyon filmleri.

Bir an icin konudan cikip, bollywood deyince aklima gelen bir seyi soyleyip Bond ve IMAX'a gelecegim. Hindistan'da video klip konsepti yok, bollywood yapimi butun filmlerde filmin %50'si koreografili dans sahnesi oldugundan, buranin MTV'si veya diger muzik kanallari, bu filmlerden alinmis klipleri ve sarkilari sunuyorlar. Ama film parcasi dedigime bakmayin, bildiginiz klip gibi geliyor bize. Sonradan kesfettim olayi.

Neyse, Hyderabad'da IMAX bile var. Hem de sahtesi filan degil, bildiginiz ®'lisi. Yeni Bond filmimizin serefine pazartesinden biletlerimizi aldik. Hem de IMAX'da oynatacaklar. Sean Connery'li Bond filmlerini toplayan annemden gecen Bond sevgisiyle keyfim gayet yerindeydi. Gece 23 seansina gittik, oturduk, kocaman perde. Agzim kulaklarimda, derken reklam basladi. En azindan ben oyle zannediyorum. Cunku IMAX formatinda degil, bildiginiz sinemaskop. Araba kovalama sahnesi, Bond, catisma hop n'oluyo filan derken jenerik girdi. Bond jenerigi. Herifler standart filmi IMAX perdesine yansitip seyrettirdirler bize.

Ama cok da farketmedi acikcasi, Bond yine Bond, her filminden aldigim keyifle ciktim sinemadan. Hani biraz daha entel olsam, genelde film gozuyle baktigimizda cok da parlak olmayan Bond'lardan aldigim keyfi su hizla degisen dunyada, sabit kalanlarin yarattigi nostalji duygusuna baglayacagim ama o kadar da degil. Olga Kurylenko* ablamiz gayet basarili bir secim olmus. Birkac guzel detay da var, meshur ickisine nasil basladigini ogreniyoruz.

Filmin tadini daha kacirmadan burada birakiyorum.

PS: Quantum of Solace'in zaten IMAX versiyonu yokmus...

Wednesday, November 5, 2008

Evet hayir & Sunus

Hala alisamadigim bir hareket.
Burda herkes onaylama hareketi olarak kafasini -bizde hayir anlamina gelen, iki yana salliyor.

Mesela birsey anlatiyorsunuz, karsinizdaki kafasini iki yana sallayarak dinliyor, hayir hayir hayir dermis gibi. Durup, neden hayir dedigini anlamaya calisirsaniz bir bilinmezlige suruklenebiliyor konusma.

Gelelim sunusa. Bir restoranda icecek ne ismarlarsaniz ismarlayin, muhakkak cok pahali bir sarap sunuluyormus gibi garson getirip size gosteriyor. Su istediniz, bildiginiz Hayat veya Erikli suyu gibi bir pet sise getirilip sik bir hareketle gosteriliyor. Siseye dokunup onayliyorsunuz. Servis yapiliyor.

Ilk geldigimde kola istemistim, getirildi, sunuldu. Ben aval aval bakiyorum, ne yapicam bununla diye. Imran "sadece dokun ve tamam de" dedi, siseyi elledim, tamam dedim, rahatlayan garson masaya birakip gitti. Hala cozebilmis degilim nedenini. Safca tahminim su sekilde. Filmlerden filan gormusler, Audrey Hepburn'un gozlerine dalmis Humphrey Bogart sarabi bir hareketiyle onayliyor ve garson buyuk bir zevkle servisini yapiyor. Etkilenmisler. Fakat burda alkol kulturu yok, insanlar icki icmiyor cogunlukla. Dolayisiyla bir kibarlik hareketi olarak kalmis. Kendi versiyonum tabii ki bu. Ama az ilerdeki Subway'e gidip bir sandvic alip masaya oturdugumda, buyuk bir ciddiyetle suyu onaylamak hala komigime gidiyor.

Monday, November 3, 2008

Rickshaw

Ustte gordugunuz buranin taksisi. Oto (auto) veya kisaltilmis olarak "rick" deniyor. Henuz bir fotografini yakalayamadim ama kesinlikle abartmadigimi da belirterek, icine rahatlikla 10 kisi binebiliyorlar.

Burada eyalet sistemi mevcut, ve kendi kanunlarini uyguluyorlar . Hyderabad, Andhra Pradesh eyaletine bagli. Ve buradaki kanuna gore adamlarin musteri kabul etmeme hakki var. Dolayisiyla her yere gitmek pazarliga tabi. 30 rupilik yere gayet rahat 150 rupi isteyebiliyorlar. Taksimetreleri ise hep kapali. Anlayacaginiz gayet eglenceli rick ile yolculuk.

Dun gece ilk defa bindim, 100 rupi'den acilan pazarlik 50 rupi'de son buldu. Pazarlik tarzanca tabii,
Selim: -how much?
Rick: -atla abi, yolda konusuruz tarzi bir el hareketi
Selim: -no, how much?
Rick: -hundred
Selim: -no, deyip baska yere yonelme hareketi
Rick: -you, how much?
Selim: -forty
Rick: -sixty
Selim: -no, yine baska yere yonelme blofu
Rick: -ok, fifty?
Selim: -ok seklinde bir diyalog

Bu arada 50 rupi 1$ ediyor, yani yaptigimiz pazarlik genelde kurus seviyesinde geciyor ama insan kendini alamiyor. Bir de piyasayi yukseltmemek lazim haliyle.

Saturday, November 1, 2008

Dogum gunu, milyoner ve Faran

Faran kisisinden bazilariniza bahsettim. Ama ozetleyecek olursam hayatimda tanidigim insanlar arasinda en ust duzeyde bilgi birikimi olan programci diyebilirim. Ama bugunluk bunlardan alakasiz olarak kizinin dogum gunu vardi ve davetliydik. Kaldigim yerin hemen yanindaki "yok yok" market QMart'dan bir hediye aldim -pictionary, ve evlerine gittik. Oldukca kalabalikti, yemek servisi, kargasa, susler vs.

Faran bizim birlikte calistigimiz cocugun (Imran) eskiden patronu olmus, simdi de iliskileri devam ediyor ve arkadas gibiler. Baglanti burdan kaynaklaniyor. Daha evvelden bilmiyordum fakat Faran'in annesi yazarmis. Romanlari varmis bolca, zaten ilginc bir kadin, tip olarak da. Babasi ise Urdu dili uzmani. Onun isi de cok ilginc, dunyanin butun koselerine gidip Urdu dilinde ne kadar yazilmis yazi varsa bunlari kaydediyor, kategorize ediyor, eger alabilirse, yaninda Hindistan'a calistigi universiteye getiriyor, alamazsa da bir kopyasini ediniyor. Ilginc bir aile yani. Faran 45 yaslarinda.

Fotograf cekmek cok istedim ama ortam yoktu, dogal akisinda giderken fotograf makinasini cikartip ben yabanciyim diye bagirmak istemedim. Fakat imdadima dans gosterisi yetisti, dogum gunu kizlari bir gosteri duzenlemisler, ben de firsat bu firsat diye cektim biraz.

Gelelim milyonere, o da ben oluyorum. Insanlar bakiyordu devamli ama burda zaten genelde hem yabanci olusumdan meraklilar hem de iliskileri sicak. Garipsemedim. Gitmemize yakin Faran kikirdayarak yanimiza geldi, millet sordukca Imran'in yanindaki kim diye, bu da benim icin Avrupa'dan gelen bir milyoner, Imran'in isiyle ilgileniyor, satin alacakmis diye anlatiyormus.

Video ile biraz ortami yakalamaya calistim ama oldugu kadar artik.

Wednesday, October 29, 2008

Happy Diwali

28 Ekim 2008,

Bu sene Arda'nin dogum gunu serefine butun Hindistan kutlamalar duzenliyor. Baska yillarda ise Diwali'yi, Kartika ayinin aysiz olan gecesinde kutlayacaklar. Diwali, Isik Festivali anlamina geliyor ve Lord Ram'in 14 yillik surgununden donmesi kutlaniliyor. Yanilmiyorsam Hindistan'daki 4 buyuk bayramdan biri. Bir digeri Gandhi'nin dogum gunu, otekileri hatirlayamiyorum simdilik.

(Evet motorda bebekle birlikte 4 kisi var, cok siradan olmasa da, nadir de degil bu goruntu)

Simdilik benim gorebildigim kadariyla herseyi uclarda yasayan bu memlekette Diwali de kolayca gormezden gelinmeyecek bir coskuyla yasaniyor. Esas gunun bugun olmasinin yaninda son iki gundur sabah yedi, bilemediniz sekizden baslayarak butun gun ses bombalari, havai fisekler ve bilimum gurultu, isik cikartici nesneler patlatiliyor. Burada epey buyuk bir alana bir pazar kuruldu, Sali Pazari'nin yarisi kadar bir alan dusunun, ve sadece havai fisek satiliyor, zengininden fakirine herkes aliyor, sokaklarda, balkonlarda, catilarda patlatiliyor. Sehir bir savas alani gibiydi bugun, gecenin ilerleyen saatlerinde, oncelikle butun sehiri kaplayan bir duman -herkesin havai fisek attigini dusunun, ardindan savastaymissiniz gibi surekli silah sesini andiran patlamalar, ve ordan oraya kosusturan kalabalik. Tek fark, herkes neseli. Ve sik elbislerini giymisler bugune ozel. Bizdeki "Iyi bayramlar!" gibi herkes de birbine "Happy Diwali" diyor.

Ilginc bir memleketteyim vessalam, hem cok yabanci, ama hem de yemegi de olmasa, daha ilk gunden cok tanidik. Belki de 3. dunya ulkesi kardesliginden geliyor bu tanisiklik bilemiyorum. Zaten ote yandan Hindistan Haydarabad degil, Haydarabad da benim yasadigim kesimleri degil. Okyanusta kum durumu yine devam ediyor simdilik...

Neyse, "Hapi Dıvali..."

Thursday, October 23, 2008

Namaste

Evet, dusunuyordum daha gelmeden, hep yapmak isteyip de yapmis olmak icin yapmayi beceremedigim su blog olayina bu sefer girisir miyim acaba diye? Fakat burda yine tadim kacti. Cunku gercekten hersey o kadar ilginc ve de daha onemlisi farkli ki, bunlari yansitmak;
  1. Benim haddimi asar,
  2. Zaten cesitli sekillerde, zamanlarda, mecralarda yapilmistir,
  3. Gercekten benim haddimi asar.
Ne yapalim baskasi yazsin diye vazgecmisken, herkesin tecrubesi, anlatimi kendisine diye dusundum sonra. Hem burda gorduklerimi ve yasadiklarimi da anlatmak istedigimden neden olmasin dedim, dene bakalim belki arkasi gelir.

Hindistan'dan Namaste...